Allah’ın Resûlünün selâmı, ve bereketi üzerinize olsun.
Hayatımın en sessiz, en derin anlarından birinde dilimden dökülen bir kelimeyle her şey değişti:
“Lâ ilâhe illallah.”
Bu kelime öyle bir kelime ki, ne sadece bir ses, ne de bir alışkanlık…
Bu kelime, varlığın özünü, ruhun özlemini, kalbin en derin haykırışını taşıyor.
Zikirle yaşamaya başladığımda, anladım ki bu söz, sadece dillerde değil, kalplerde yankılanmalı.
Her tekrarında, insanın içindeki putlar yıkılıyor; korkular, hırslar, benlik duvarları eriyor.
“Lâ ilâhe illallah” dedikçe anladım ki, gerçekten hiçbir ilah yoktur O’ndan başka.
Ne güçte, ne parada, ne insanda, ne makamda…
Tüm sahte dayanaklar bir bir yıkılıyor ve geriye yalnızca Rabbimin kudreti, rahmeti ve birliği kalıyor.
Bu tevhid zikriyle birlikte Rabbimi tanımaya başladım.
O’nu tanımak, sadece bilmek değil; O’nun varlığını her nefeste hissetmek, her olayda hikmetini görmekmiş.
Artık biliyorum ki, tevhid sadece sözle değil, hâl ile yaşanır.
Kalbin attığı her vuruş, “Lâ ilâhe illallah” demeye başladığında insan gerçek anlamda diriliyor.
Resûlullah’ı öğrendikçe bu sözün ne kadar büyük bir emaneti olduğunu idrak ettim.
O, tevhidin yaşayan örneğiydi; her haliyle “Lâ ilâhe illallah”ı yaşadı, yaşattı.
Onu sevmek, onun davetine kulak vermek, bu kelimenin manasını kalbinde taşımaktır.
Artık biliyorum ki zikir, bir hatırlayış değil, bir diriliştir.
“Lâ ilâhe illallah” ile gönlüm arındı, yolum aydınlandı, Rabbime olan yakınlığım derinleşti.
Rabbim bizi bu kelimenin nuruyla yaşayan, onunla ölen, onunla dirilen kullarından eylesin.