Allah'ın, Resul'ünün Selam ve Bereketi Üzerinize Olsun.

YAŞA VE GÖR

Animated Sidenav Example

Click on the element below to open the side navigation menu.

☰ open



BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
 
ÜVEYS - VEYSEL KARANE ZİKRİ
 
 

Kâinatın sırrı; Kur’an’ın “Oku” emriyle başlasa da Müslüman olmanın başı tevhit ile başlayıp, salat-ı şerife ile devam eden kelime-i şehadetle hayat bulmaktadır. Bir insanın Müslüman olabilmesi kelime-i şehadeti dil ile söyleyip kalbi ile tasdik etmesi gerekir. Hepimiz Allah’ımıza sonsuz hamtlar olsun bunu hiç kimsenin söylemediği kadar çok söylemekte ve kalben de iman etmiş bir haldeyiz. Bizim zikrimiz aslında kelime-i şehadetin tam kendisidir. Ömründe birkaç kere Kelime-i Şehadeti söylemekle Müslüman olunuyorken bunu sabah akşam devamlı her gün söyleyenin halini biraz olsun düşünmez misiniz?

Kelime-i şehadetin içinde biz kulların uyanık olması gereken bir husus da var.  Dikkat edelim aslında salat-ı şerif olan bölümde öncelik; Peygamberden öncelikli olan, Allah’ın Habibim-Sevgilim dediği Hz. Muhammed’i Peygamberliğinden önce kulu olarak kabul etmesi ve kâinatta kulağı olan, dinlemesi olan her varlığa duyurmaktadır. Diğer bir deyişle Peygamberlik bile kulluktan sonra gelmektedir. Peygamberlik Onun sıfatı iken kulluk Onun Hz. Muhammed’in aslıdır, var oluşudur. O kavme değil cihana, dünyanın tamamına gönderilmiş bir Peygamberken mühür yerine kullandığı yüzüğünde tek bir cümle yazılıdır. “Allah’ın kulu!”

Allah’a layıkıyla kul olabilmek her şeyin başındadır, öncelik bundadır.
Bu anlatımım sır saklı gibi gözükse de Allah’a kul olmayı her şeyin üzerinde tutanlar için bu aşikardır, açıktır. İşte Kur’an’ı ağır ağır okuyun diye tercüme edilmiş olsa da aslında düşüne düşüne okuyun emridir. İşte bu, aynı zamanda Fatiha’nın ve Kur’an’ın özüdür. Kul olabilmek başlı başına mükemmeliyettir. Bir insanın ulaşabileceği zirvedir. Anlayabilenler nerede? Anlayabilenlere selam olsun. Bunun adı makamsızlıktır. Makamsızlıkta sınır yoktur ve Allah’a kul olmakta da asla sınır yoktur. Sadece zirve vardır ve zirvenin adı Hz. Muhammed Mustafa’dır.

Bir de kula kulluk yapanlar ve kula kulluk yaptırmayı iş edinenler ne büyük yanlıştalar. Bir avuç sakala birkaç arşın urbaya sığdırdıkları Şanlı Peygamber Hz. Muhammed nerede? Bunlar nerede? Muhammed Resulü anlamak bunlardan çok uzak ama bunlar farkında değiller, idrak sahibi değiller… İdrak sahibi olabilmek için düşünmeyi iş edinmeleri gerekirken düşünmeyi bırakın öğrenmek için dahi olsa soru sorulmanın yasak olduğu topluluklar nerede? Sizler neredesiniz? 
 

Şunu peşinen söyleyelim, bu zikri yapmayanlar, bizim anlatımlarınızdan kesin rahatsız olacaksınız. O çok önemsediğiniz sevdiğiniz şeyhleriniz, üveyslerin yaşadıklarını yaşayamadıkları için rahatsızlığınız, en hafifi gıptadan başlayarak sizi kin ve gareze kadar götürebilir. Eğer aklını kullanacaksan bizim yaşadığımız olağan üstü lütufları senin de yaşayabileceğini anlatmaktayız. Burası marifet sofrası rızkı olan yer, sapık ve nasipsizler değil… Her üveys, Peygamberimizin unutulmuş bir sünnetini öğrendi, yapıyor ve öğretiyor. Peygamberimizin bu konuda hadisi çok açık. “Kim benim unutulmuş sünnetimi öğrenir, yapar ve öğretirse ona yüz şehit sevabı verilir.” diye bildirmekte… Biz buna uyduk ve başkaları da uysunlar diye gece ve gündüz gayretteyiz. Nedir bu unutulmuş sünnet? … Peygamberimiz son savaşını kazanmış Mekke’ye henüz girmemiş, ordusunu dinlendirirken ordunun içinden sadece on iki kişiye tevhit zikrini öğretmiş. İşte bu öğretilen ama sonralarda unutulan Allah ile kul arasında en kolay ve en güzel zikri unutulduğu yerden çıkardık ve yaşantımızın olmazsa olmazı yaptık, Allah’ın izni ile.

Bir başka güzel halimiz tüm Müslümanların ömürlerinde birkaç kere söylediği Kelime-i Şehadeti devamlı zikrimiz yaptık. Hem sabahın aydınlığında hem de gecenin karanlığında yüzlerce kez Allah ve Resulüne sevgimizle sunmaktayız. Bu halimiz inşallah son nefesimizi verinceye kadar Allah’ın izni ile devam edecektir. Üveys zikrini araştırsanız aslında Kelime-i Şehadet olduğunu görecek ve bileceksiniz. Cahillerin neye sövdüğüne bakar mısınız?

Bizler ibadet ve taatlarımızı cehennem korkusundan veya cennetin nimetlerinden faydalanmak için yapmıyoruz. Biz cennetin nimetini değil, o nimetleri verecek olan Allah’ı seviyor ve kul olmanın derinliklerine düşünerek yolculuk yaparken Allah ve Resulünün yardımlarına da ulaşıyoruz. Bu bizlerin ne kadar doğru ve güzel yolda olduğumuzu yaşayarak ve görerek öğrendiğimiz için daha da çok gayretle manevi yolculuğumuza devam ediyoruz.

Biz arının ürettiği balın peşinde değil arıya bal yapmasını, arıya vahy eden Allah’ı önemsiyoruz. Biliyoruz ki arıya öğreten Allah kuluna da öğretir. Öğretiyor da. Soruyu soran size öğretiyor mu? Öğretmiyorsa haşa eksiklik Allah da değil sizde…Anladın mı? …

Neden inat ediyorsun ve kendine zulmediyorsun? Neden ömründe bir kez inanmamış olsan bile bu yaşanılanların doğruluğunu anlamak ve yaşamak için Üveys zikrini yapmıyorsun? Nefsini bile bilmiyorsun, bilmediğin nefsini dinliyorsun da Allah ve Resulünün öğretisini dinlemiyor ve uygulamıyorsun? Ne kaybedeceksin? Bu zikri yapmıyor, Allah ve Resulüne sevgi ile yolculuk yapmıyorsan zaten kayıptasın, kayıp vakasın. Daha ne kadar kayıplarda kaybolacaksın? … Senin düşündüğün gibi düşünenlerde oldu. Çokları sevgiyle manevi yolculuklarına halen devam etmektedirler. Bir kısmı da Allah’ın lütufları karşısında şaşırdı, lütufların sadece kendine verildiğini veya kendisinin çok özel veya çok önemli olduğuna karar verdi ve vereni unuttu. İşte o zaman kovuldu. Bu yolun sahibi var kardeş, sahibi var.  Bu yolun sahibi bizler değiliz, bizler gösterilen yolda yürüyen Allah ve Resulüne yaklaşıp sevgili olmaya çalışanlarız.

Allah’ın emirlerine her Müslüman gibi teslim olmuşuz sizler bir cennet mükafatını önemserken ve sizlerin sevgisi bağlı bulunduğunuz yoldaki baş olana bağlı olurken bizler sevgimizi hiçbir karşılık beklemeden Yaradan Allah’a ve O’nun sevgilisine sunmaktayız. ( Aşkı Üveysi 7. Kitabımızdan alınmıştır) 

..... 

Zikir kelime karşılığı olarak ,"anma " demektir.Yüce Allah'ımız "Anın beni, anayım sizi" demekle zikrin önemini belirtmekte... Ayrıca Sevgili Peygamberimiz (sav.) "Kişi andığı ile beraberdir" buyurmaktadır. Ayrıca Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerimin bir adı da Zikrullah’tır.Yani Allah'ı anmadır.
 
Anılmaya en çok layık olan , Bir ve eşi benzeri olamayan ALLAH’tır; Allah'ımızdır..
Biz , müslümanlar günde 5 kere namazla Yüce Allah'ımızın huzurunda oluruz. Zikir ile her an " O’nun huzurunda " oluruz. Bundan daha güzel bir şey olur mu? Zikir, kul ile Allah’ı birbirine yaklaştırır. Rabbimiz olan Allah'ımız " Kulum farz olan ibadetlerle bana yaklaşır; bana yaklaşanı severim; nafile ibadetlerle ise daha çok yaklaşır. Bana daha çok yaklaşanı daha çok severim..." demektedir.
 
Bu ölümlü , dünyada Allah'ımıza yaklaşacak "Yolu" arayıp, bulamazsak; O’nun huzurunda, kaçınılması imkansız bir günde ve yerde O’ndan nasıl yardım bekleriz? Ve ne yüzle ? Bu dünyada , Rabbini ve Resulunu unutanın , yarın ahirette unutulmayacağını kim söyleme cesaretini gösterebilir ki? Bir şeyi asla unutmamamız , gerekmektedir: Sevgili Peygamberimiz (sav.) efendimiz , Miraç’ta Rabbimizin ( selam ve sevgi sözlerinden sonra ) ilk sorduğu soru : "Habibim" (Sevdiğim) bana ne getirdin?" olmuştur. Peygamberimize bu soruyu soran ;Yüce ve eşi-benzeri olmayan Allah'ımız , bizlere ; "Ey kulum bana ne getirdin" demeyecek mi ?Ne cevap vereceğini şimdi - hemen ve her zaman düşün...Düşündükten sonra da hangi güzel işlerle huzuruna varacağını araştır ve mutlaka uygula...
 
Namaz, oruç, zekat gibi ibadetlerle zaten sen-bizler yükümlüyüz. Yani mecburuz, yani bizlere farz...Daha sonraları insallah açıklayacağımız gibi bir anlamda "ölmeden evvel ölünüz" hitabını yaşayıp, kendinizi bu dünyada sorguya çekiniz. Biraz önceki soruya cevap bulunuz. Bununda , en kolay ve en güzel olanı Allah'ımızı zikretmektir. Rabbimiz buyurmakta: "Allah’a güzel sözler ulaşır".Bu güzel sözlerin en güzeli "La İlahe İllallah" tır. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav.) efendimiz bir sözünde "Ben insanlara La İlahe İllallah (Allah’tan başka ilah (yaratan) yoktur) sözünü söyletmek için savaş emrini aldım" demektedir.
 
Allah'ımızın gönderdiği İslam Dinine yalancı olan müşriklerin günahlarından bile Yüceler Yücesi Allah'ımız;(müşriklerin ağzından tevhit - yani " La İlahe İllallah " cümlesi çıkarsa)bu bir "Tevhid’e" karşılık olarak, Allah bunun 99 şer - kötü amelini siler...
 
Ey !kardeşim. Sevmediği bir kula Rabbimiz böyle bağışlayıcı olunca, kendisini her an tevhidle anan – birleyen, kuluna neler neler yapmaz ki? Düşün iyice düşün. Doğruyu bulacaksın...
 
Bu yazılanlar, dünden bugüne kadar geçen zamanda; dünyanın hiçbir yerinde bulamayacağın, yani şimdiye kadar bu kadar açık yazılan, yazılarda zikir nasıl yapılır ve zikir nasıl yapılmalıdır? Sorularına, inşallah fazlasıyla cevap bulacaksın ve inşallah Allah'ın sevdiği kullardan ve " Gerçek Kurtuluşa " kavuşan kullarından olacaksın... Öğrenecek olduğun ve inşallah yapacağın bu zikir en kolay olanıdır…
 
Bu yolda herkesin öğretmenleri vardır ve şükürler olsun ki hepimizin öğretmenleri –ilk öğretmenleri-(sırasıyla) Evliyalar, Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz ve Rabbimiz olan Allah'ımızdır… İlk başta bu yazıları okuyan kardeşlerimize hiç duymadıkları bir şekilde "acayip" başlangıç yapıyoruz. Unutmayınız ki; Veysel Karane Hz.leride yaşayan hiç kimseden ders-eğitim almamıştır. Kaldı ki 1845 yılında vefat eden Kuşadalı İbrahim Hz.leri de taaa o yıllarda, (160 yıl önce) "Tarikatlar kalkmış, tekkeler kapatılmıştır.Herkes bundan böyle Peygamberimizin ilk yıllarında olduğu gibi kendi başlarına Allah’a ve Resulune yol alacaklardır." buyurmuştur. Ve öylede olmaktadır. Siz hiç Allah'ımızın; Yüce Kitabımızdaki ; Ankebut Suresi 69. Ayetini okumadınız mı? Ne buyuruyor Yüce Rabbimiz "Bizim uğrumuzda cihad edenlere gelince, elbette Biz onlara (Bize ulaştıran) yollarımızı gösteririz, kolaylaştırırız" Şüphesiz ki Allah, her zaman iyi davrananlarla beraberdir.
 
Bir başka ayet ise: Fatiha suresindeki 4.Ayette Ne buyuruyor Rabbimiz, dinleyin. "Yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz." Namazlarımızda defalarca, bu Fatiha'yı okuyor ve her okunuşta Allah'ımıza and veriyor, yemin ediyoruz ve senet imzalıyoruz, sonrada kuldan; nefs sahibi kuldan medet umuyoruz.
 
Yok öyle, olmaz... Vaadine, sözüne, yeminine sadık ol... Akıllı ol... Kimden medet umuyorsun... Veya umacaksın? Kullardan mı? Rabbinden mi? Kararını ver. Bir, başka Ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor: "Allah’a kaçınız." Ne duruyorsun nefsin senin en büyük düşmanın, nefsinden Allah'a kaçsana… Nefs sahibinden ne umuyorsun. Nefsi yenmenin en kolay yolu; "az ama, devamlı yapılan (her gün) zikirle" olur.
 
Bu zikir, Üveys Veysel KARANE zikridir.Yapılan zikirlerin en kolayı ve en doğrusudur. Veysel Karane Hz.leri "kimden ve nasıl zikir aldıysa"; bu öğretilen şekilde zikiri yapan kardeşimizde, aynı yoldan ve zamanı gelince 2. ve diğer zikirlerini alacaklardır. Şaşmayın… Yaşayın ve görün… Bu zikir ayrıca Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) Efendimizin hadisini de hayata sokup, yaşatmaktadır. "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; sevdirin korkutmayın"
 
Yüce kitabımızda 150 den fazla yerde açıkça; gizli olarak da 100 yerde Zikirden bahsetmekte.. Bir başka değişle Yüce Kitabımızın her 23-24 ayetten biri Zikirden bahsetmektedir. Bu açık emirlere rağmen, Zikirden; Allah'ımızı anmaktan çok uzağız…
 
 
 

 

 






2018 © VeyselKarane | veyselkarane.com | All rights of the site are registered in the name of "Muharrem Karabay" .