ALLAH'IN VE RESULÜ'NÜN SELAM VE BEREKETİ ÜZERİNİZE OLSUN SEVGİLİ KARDEŞLERİM. Sizlere Üveys Veysel Karane zikrine nasıl başladığımı ve sonrasında neler yaşadığımı anlatmak istiyorum inşaallah. Öncelikle zikirden önce kalp huzurum yoktu, nasıl bişey onu bile bilmiyordum. Birçok insan gibi dünya nimetlerine düşkündüm. Dualarım, isteklerim dünyalık üzerineydi. İbadetlerim düzenli değildi. Namazı bazen kılıyordum bazen kılamıyordum. Bir türlü düzenli kılamıyordum. Kişilere çok takılırdım. O, onu bana neden yaptı? Bu bunu bana neden yaptı? gibi... Bir sürü sıkıntı stres... Halimi insanlara çok şikayet ederdim. Kur'an'ı arada sırada açar arapçasından okur bişey anlamadan kapatırdım. Müslüman olmayan birisi beni o halde görüp sorsa ne yazıyor o sayfalarda diye cevap veremezdim. Kendim anlamamışım ki başkasına anlatabileyim. Bir müslümanın en temel görevi dinini iyi öğrenip insanlara da öğretmek, tebliğ etmektir aslında. Ama biz kendimiz bile anlamamışız ki, anlatabilelim. Bize öyle öğretilmedi çünkü. Biz de akledemedik. Yine, korkularım vardı. Cehennemden korkuyordum çünkü cehennemin ateşinin anlatıldığının yarısı kadar Allah'ın merhametini anlatmadılar bize. Rabbimizin merhametlilerin en merhametlisi oluşunu bu yolda öğrendim. Hani sıkıntılar Allah'ın kuluna gel, gel beni bul çağrısıdır ya, benim de Rabbimi, bu zikri bulmam sıkıntılı bir zamanımda olmuştu. Babamı kaybetmiştim. Babam rahmetli olduktan sonra ölümü çok düşünmeye başladım. Bir gün bizim de onun yanına gideceğimizi, bu dünyanın geçici olduğunu, onunla bir gün muhakkak biraraya geleceğimizi düşünüyordum hep. Sonra herşey bana boş gelmeye başladı. Biz bu dünyaya neden geldik? Yemeye içmeye, gezmeye eğlenmeye, uyuyup yeni bir güne uyanıp tekrar aynı rutinleri yaşamaya gelmedik herhalde dedim. Bu bana inanılmaz sıkıcı gelmeye başladı. Ruhum sanıyordu adeta. Sonra evliyaların hayatlarına ilgi duymaya, hayatlarını araştırmaya başladım. Onların hayatlarına dair yapılan belgeselleri, filmleri çok izliyordum. Derken, Rabbim sana nasıl yakın olabilirim, Seni nasıl layığınca sevebilirim? Beni sana yaklaştıracak dosdoğru hak yolun hangisi diye sormaya, internet üzerinden de bu şekilde aramaya başladım. Rabbime nasıl yakın olurum, nasıl severim? diye. Bu isteği içime koyan Allah'ıma hamdolsun. Sonra Üveyslerin zikirde yaşadıklarını anlattıkları videolar çıktı karşıma. Anlatılanları hayretle izledim. Bu zikri yapan kardeşlerimiz inanılmaz güzellikler yaşamışlar. Hele Muharrem hocamızı dinledikçe dinleyesim geliyordu. Onun O Allah deyişini başka kimsede görmemiştim. "Beni gözünüzde büyütmeyin, ben sadece yolu gösteren bir tabelayım. SİZ ALLAH VE RESULÜ'NÜ ÇOK SEVİN COCUKLAR." diyor Bizler Kur'an ve sünnet ışığında yol alıyoruz, Allah ile aramıza aracı koymuyoruz, Fatihanın dördüncü Ayeti gereğince yalnız ondan istiyoruz diyorlardı. O kadar etkilendim ki,ben de tam da bunu arıyordum dedim. Bu zikre başlayınca rüyaların Salih rüyalar olacağı anlatılıyordu, bunun için gönüllü bir öğretmen seçmemiz gerekiyormuş. Hemen www.veyselkarane.com sitesine girip bir öğretmen seçtim ve başladım hamdolsun. O gün benim miladım oldu. Zikre başlayınca neler oldu? Zikre başladıktan sonra öncelikle inanılmaz, tarifi imkansız bir huzur verdi Rabbim. Bu zikri yapan her kardeşim gibi Rabbimiz bana da nefsimi, ruhumu gösterdi. Manâ ismi,manâ öğretmenleri, Sıddıklık mührü, manevi kokular gibi lütuflar verdi. Veren Allah'ın Şanı çook yüce. Türbe ve camilerde, Allah adının anıldığı yerlerde manevi kokular almaya başladım. Kişilere takılmamaya, hatta onları zikirde hediye dualarıma katmaya başladım. Halimi insanlara şikayet etmek yerine bana şah damarımdan daha yakın olan Rabbime arz etmeye başladım. O bana onu neden yaptı, bu bana bunu neden yaptı diye üzülmek yerine Allah dilemedikçe dalında yaprak bile kıpırdamaz Ayeti gereğince ardında bir hikmet olduğunu idrak etmeye başladım elhamdülillah. Zaten bu zikre girince Allah bizi TEVHİD'LE korunma kalesine alıyor. Bize zarar veren veya ileride zarar verecek kişileri bizden uzaklaştırıyor. Dünya nimetlerine düşkünlüğü alıyor bizden. Artık dualarım dünya üzerine değil Rabbime layık kul olmak üzerine olmaya başladı. En büyük nimetin Allah'ı bilmek ve sevmek olduğunu ve sevdirmek olduğunu anladım. Zikirden önce herşey boş ve sıkıcı geliyorken, birbirini takip eden rutin günler zikirden sonra akşam olsada akşam zikrimi yapsam sabah olsada sabah zikrimi yapsam diye geçmeye başladı. Mesela bişey düşünüyorsun hemen kalplerin özünü bilen Rabbinden cevap geliyor. Canın bisey istese o şey o gün önüne geliyor bir şekilde. Bunu çok yaşattı Rabbimiz. Rabbimize soru soruyoruz, cevap veriyor. O kalplerin özünü bilen değil mi... İşitirim, görürüm, cevap veririm demiyor mu? Yine, ibadetlerim düzene girdi. Zikirle birlikte daha önce düzenli kılamadığım namazlarımı, "Namaz ancak kalp huzuruyla kılınır." hadisi gereğince huzurla kılmaya başladım. Artık,sabah namazlarına uyandırmaya başladı Rabbim. Kur'an'ı eskiden sadece Arapçasından okurken şimdi bir ayet arapça, bir ayet Türkçe olarak anlayarak, tefekkür ederek okumaya başladım. Zaten Kur'an'ın ilk Ayeti "Oku" Ayeti değil mi? Peki, okumak ne demekti? Yazıya geçirilmiş bir metnin içeriğini, iletmek istediği şeyleri anlamak,çözümlemek ve seslendirmek. Okuduğun şey seni düşünmeye sevk eder, kafanda gözünde bişeyler canlanır değil mi? Çok sevdiğin biri sana bir mektup yazsa onun yazdıklarını okurken o kişi gözünde canlanır. Önem verirsin, belki defalarca okursun. Sevdiğin bir yemek adı söylenilse o yemek gözünde canlanır, tadını anımsarsın. Biz Rabbimizin gönderdiği, O'nun kelamları olan Kur'an'ı anlamadan sadece arapcasından okuyarak sevapların, cennetin hayalini kurduk. Rabbimizi bilmek ve sevmek, anlamak istemedik. Biz Rabbimizin yazdıklarının manasını hiç merak etmedik. Rabbim burada ne diyor, benim nasıl bir kul olmamı istiyor? diye düşünmedik. Dolayısıyla hal edinemedik ve o sevgiyi yaşayamadık. Marifetten sonra uyandık, gözümüz açıldı hamdolsun. Kur'an'ı şimdi bir Ayet arapça, bir Ayet Türkçe olarak okuyorum, düşünüyorum tefekkür ediyorum. Korkularım alındı. Cehennemden falan korkmuyorum En büyük cehennem ALLAH'TAN uzak olmakmış. Şimdi O'na layık kul olamamaktan korkuyorum. Cennet te aklıma gelmiyor. Ben cenneti yaradanı istiyorum. Çünkü ben onu sevdikçe tanıdım, tanıdıkça sevdim. Bütün günahlarıma, kusurlarıma rağmen merhamet etmiş, bana kapısını açmış, yoluna almış, Sabah akşam kendisini anmama izin vermiş. O'nun, Nur Cemalini görmekten başka ne isterim ki... Allah ve Resulünü çok sevmeye onların da sevgilerini hissetmeye, yaşayarak görmeye başladım ve şimdi insanlara da bunu anlatmaya çalışıyorum. Gelin siz de yapın bu zikri siz de yaşayın ve görün diyorum. Zaten zikir tamamen Kur'an ve sünnete dayalı. Rabbimizin Kur'an'da bizden istediği şeyler. Tövbe edin kabul edeyim buyuruyor Rabbimiz. Biz tövbe ediyoruz. Ben ve meleklerim Muhammed'e salât selam ederler, sizler de edin diyor. Salavat çekiyoruz Yine tevhid her 23 ayette bir geçer. Tevhid benim korunma kalemdir, ona sığınan emin olur diyor. Şanlı peygamberimiz, zikirlerin en efdali TEVHİD'dir buyuruyor. Başta Şanlı Resûlullah efendimiz olmak üzere bütün peygamberleri tevhidi âleme yaymaları için gönderdi Rabbimiz. Bizler Rabbimizin bizden istediği efdal olan zikri yaptığımız için böyle güzellikler yaşıyoruz hamdolsun. Bizi dinleyipte hala bunlar ne diyor diyenler varsa açıp Kur'an'a baksın. O, kalplerin özünü duyan Kur'an'a bakmadığımız için bu zamana kadar uyuduk, uyutulduk... Biz şimdi Allah'ın izniyle uyandık, insanları da uyandırmaya çalışıyoruz. Daha önce karanlıkta dipsiz bir kuyuda gibiydik. Rabbimiz merhamet etti tuttu çıkardı bizi. HuzuraSiz de gelin siz de sevin diyoruz. Ümmetimin çokluguyla övünürüm buyuran Şanlı Peygamber efendimizin ümmetinin çokluğu , sevgiye kavuştuk. Tevhid tohumlarıyla Can bulduk, yeserdik, filizlendik. Neden anlatıyorum herkes yaşasın bu güzellikleri istiyorum. Ümmetin derdiyle dertleniyoruz. Duha süresi 11. Ayetinde Rabbimiz ne diyor *Rabbinin nimetlerini anlat da anlat* diyor. Bizler de Rabbimizin nimetlerini, cömertliğini anlatıyoruz. Şanını yüceltiyoruz. Daha önce bizlere empoze edilen korku dolu yakan, yıkan, taş eden bir Allah değil sevilecek bir ALLAH olduğunu anlatıyoruz. için uğraşıyoruz. Düşünün, bir kardeşimizin kayınpederi vefat ediyor, kabre konulduğu ilk gece kardeşimiz rüyasında görüyor. Ona diyor ki, senin yaptığın böyle bir zikir vardı da bana neden söylemedin ? O kadar üzüldüm ki... Düşünün bu dünyadan göçtüğü ilk gün bunu söylüyor. Hayattayken, nefes alıyorken bu zikri yapamadığına üzülüyor. O yüzden hala fırsatımız varken aç ruhlara ulaşmaya çalışıyoruz ki, bu dünyadayken uyanışa geçelim. Rabbimizi bilelim. Bir olan Allah'ın huzurunda biz Fetih suresi 9.Ayetinde Rabbimiz ne diyor: Allaha ve Resulüne iman edesiniz de bunu takviye edip ona sabah akşam tesbih edesiniz. Biz ne yapıyoruz? Sabah akşam onları anıp sevgimizi gösteriyoruz. Takviye, yani pekiştirme, destekleme... Rabbinin işini yapmak demek. Biz emre uyuyoruz. Bu yol görmeden sevenlerin yolu. Veysel Karane Hz. Şanlı Peygamber efendimiz döneminde yaşadı ama onu zahirde hiç göremedi. Şanlı peygamber efendimiz ona hırkasını bıraktı. Peki, o sadece bir hırka mıydı? Hayır... O hırka 2.Asrı saadetin bu zikirle başlayacağının sembolüydü. Ve başladı,yol açıldı. Sizler de gelin yaşayın ve görün inşaallah. Son olarak Necip Fazıl Kısakürek'in şu sözleriyle bitirmek istiyorum; Hürriyet nerde söyleyeyim Hakka esaret halkasında Ey insan! sana son sığınak Son peygamberin hırkasında. 🌹