*ÜVEYS ZİKRİ İLE ALLAH BANA NELER ÖĞRETTİ?*
Allahın ve Resulünün selam ve bereketi üzerinize olsun....
Herşeyden önce benim nefsen istediklerim ile Allah'ın benden istediklerinin birbirinden çok farklı olduğunu, Allah'ın istediklerinin daima daha hayırlı olduğunu ve her işi Allah'ın idaresine bırakmak gerektiğini öğretti...
Olmaz dediğim ne varsa olması için Allah'ın tek bir an dilemesine bağlı olduğunu, olurları ve olmazları sabırla yaşayarak görmeyi öğrendim....
Allah hastalıklarımda internetten ordan, burdan edindiğim yarım yamalak bilgiler ile ottan, çöpten medet umma hastalığından kurtararak sadece kendinden yardım bekleme sürecini yaşayarak öğretti hamdolsun...
Bazen çok sıkıntılı bir an yaşarsınız. O an için neden onu yaşadığınızı bile idrak edemezsiniz. Hatta zikir ehli olmanıza rağmen isyan bayrağını kaldıracak olursunuz. Ama O'nun her işinde bizi daha zorlarından, belki işleyeceğimiz küçücük bir günahtan koruduğunu, bunun yanında yaşadığımız her zor anın nefsimizin temizlik anları olduğunu öğretti...
“BENİ ANLAMIYORLAR”.... Bu cümleyi ne kadar kullandık hayatımızda kim bilir? İşte Allah bu cümleyi değiştirdi ve bakışıma şunu yerleştirdi. “BEN ONU NE KADAR ANLIYORUM?”İnanın bunu tefekkür ettiğinizde çok şey katacaksınız kendinize. Çünkü insanları anlamak aslında onları affetmek, sevmektir...
Eğer insan hayatını zikrederek idame ettiriyorsa artık onun için öylesine hiçbirşeyin olmadığını öğretti Rabbim. Bazen yanlış kurulan bir cümle, klavyede yanlış yazılan bir kelime,belki de yanlış anlaşılan bir hareket.... Aslında tüm yanlışlığın bizde olduğunu, eğer Allah kuluna kendi yanlışlığını göstermek isterse yanlışlık zannettiğimiz şeylerin içinde doğruları nasıl da öğretebileceğini gösterdi...
Hiç farkında dahi olmadığımız huy ve davranışlarımız var... Alaycı konuşma tarzı, sivri dilli olmak, haset ile bakmak, anlamak istediğimiz gibi anlayıp, duymak istediğimiz gibi duymak gibi... Eğer seni terbiye eden Allah ise senden o dili alır, yerine tatlı bir dil, o bakışı alır, yerine tefekkür ile bakan göz ve o duyuşu, anlayışı alır, yerine Allah'ın ahlakı ile anlayabilecek gönüller verir.
İnanın insanlarla yaşadığınız birçok sıkıntı sadece bir bakış açısı ile çözülebilecek, düşünmenin yetersizliğinden kaynaklanan sorunlar.Sürekli duvara bakarak etrafındaki ağacı, çiçeği, böceği göremezsin. Mesela hiç olmadı mı hayatınızda? Deli gibi ağlarken, üzülürken birinin seninle konuşup, bir de olaya şurdan bak demesiyle ağlamanızın dindiği, üzüntünüzün azaldığı.... İşte Allah bu yolda kafaya takmama sanatını öğretir sizlere...
Nefs öyle bir mahlukattır ki ya sizi geçmiş yaşantınızı öne sürerek vesveseler içinde boğmaya çalışır, ya da gelecek hakkında endişelere sürüklemeye... İnsan da bu vesvese ve tedbir girdabından çıkamaz bir türlü.... Nefsin bunu yapmasındaki amaç aklı ruhun emrine vermemeye gayret etmektir. Çünkü akıl insanın en değerli cevherlerindendir. Bundan sebeptir ki Kuranda bol bol akletmek ve düşünmek üzerine ayetler yer alır. Allah aslolanın aklı geçmiş ve gelecek ile meşgul etmek yerine yaşadığımız anı tefekkür ile zenginleştirerek aklımızın zekatını vermeyi ve doğru bir şekilde kullanmaya gayret etmeyi öğretti...
Tefekkür konusu açılmışken, nefsimin üzerimde kurmuş olduğu oyunlardan bir tanesi de “güçlü görünmek” kaygısı idi. Yani her ne olursa olsun güçlü görünmeli asla karizmayı çizdirmemeliydim. Bundan sebep üveys zikrine başladığımda tebliğlerimde insanlara imtihanlarımı anlatmaktan, yaşadığım zorlukları anlatmaktan, şu sıkıntım var demekten hep kaçındım.Birçoğumuzda var belki bu algı. Allahı zikrediyoruz diye hiç imtihan, zorluk yaşamamamız gerekiyor, dünya güllük gülistanlık olması gerekiyormuş gibi zannediyoruz. Sonra da “ama ben zikrediyorum, neden bunları yaşadım” diye Allahı sorgulamayı kendimize hak görüyoruz. Halbuki Allah “kader” diye bir konudan bahsediyor bizlere... Kader nedir diye soracak olursanız Allahın kulunu “adam” etmek için çizdiği bir resim derim. Her anı, her süreci öğretiler ile dolu. Kaderinde ne var ise onu yaşayacaksın.Ama zikreden bir kul kaderini düşünerek yaşar ve kaderin her bir anını öğretiler ile donatır.Ben bunu şuna benzetiyorum.Sindirim sıkıntılarıyla imtihan olduğum bir süreçte bir gün sofraya oturdum. Herkesi susturdum. Televizyon açıktı kapattım. Sadece tabağıma baktım. Pilavı inceledim. Pirinci inceledim. Sebzeler vardı. Onlara baktım tek tek... Hepsinin nasıl da birbirinden farklı olduğunu, nasıl ince ince detaylar ile yaratıldığını inceledim. Sonra kendimi, lokmayı ağzıma koyduğumda nasıl çiğnediğimi, nasıl tat aldığımı, nasıl koku aldığımı, nasıl yuttuğumu teker teker gözlemledim... Yemek bittikten sonra şunu düşündüm.Ben aslında yemek yemedim, ibadet ettim. Çünkü yemeğin her bir anını tefekkür ile geçirdim.Acısından,ekşisine,buruğundan,tatlısına,birçok lezzet aldım. İşte nasıl tefekkür ile yemek yemek ibadete dönüştüyse kaderi yaşarken düşüne düşüne yaşamak da kaderin kendisini ibadet haline getirir... Ruhuna doyurucu ve farklı farklı lezzetlerin sunulduğu bir sofra olur.
Bu zamana kadar alındığım, gücendiğim, kızdığım, sorun ettiğim ne varsa hepsi ile tek tek ilgilendi o alem ve bunları aşmam için yardım ettiler. Kıskançlık mı dersiniz, kibir mi, kin, nefret mi tüm huylarımı dizginlemem için nefsimle mücadelemde destek oldular.
“Acaba hakkımda ne düşünüyorlar?” hastalığı çoktu bende. Kökeninde “zan”vardı çünkü. Nefsimin en çok sevdiği şey zannetmekti. Ama bu zanlar iyiden, güzelden yana değil hep kötü ve korkudan yana olmuştu.... Bu ayıplarım tek tek gösterilerek üzerinde tefekkür ve yeni idrak ve bakış açıları imkanı sundu Rabbim hamdolsun....
İyiliğin Allahın izni ile yapılıp unutulması , ticaret gibi algılanmaması gerektiğini, “sonra yaparım” dediklerimizin aslında “şu an” olması gerektiğini, “şu an” olmasını istediklerimizde de yarın yokmuş gibi, beklenti içine girmeden sadece sabrederek önümüze sunulanın hakkını vermeyi öğretti...
Susmak nefse en ağır gelen işlerden. Bizi hasta eden susmak, susmak değildir maalesef. Birgün rüyamda “Susmak bakmaktır. Gerçek manası Hakk’a aşık olmaktır." denmişti. Bana çok ağır sözler eden birine nefsim ile sustuğumu zannettiğimde kendi kendimi hasta ettim. Günlerce, aylarca kurtulamadım sözlerin ağırlığından. Aradan yıllar geçti ve yine birine susmak zorunda kaldım. Ama bu sefer o kulu susmam için Allahın gönderdiği bir hediye gibi görerek sevinçle sustum. Rabbime baktım. Kuş gibi hafifledim... Rabbim susmanın verdiği hafifliği yaşamayı öğretti hamdolsun....
Şu an son 7-8 aydır öğrendiklerimin sadece bir kısmını yazma fırsatı bulabildim.
Ben en çok “aklım” ile imtihan oldum.
Allah işlerin “AKIL” ile değil “VEKİL” olan Allah ile çözüme kavuştuğunu, ama “AKLI” kullanarak da “VEKİL” olan Allah ile yakın olunabileceğini öğretti....
Kısaca tek cümle ile
*BU ZAMANA KADAR NE ÖĞRENDİN DERSENİZ, ALLAH'IN KARŞISINDA "BİLMİYORUM" DEMEYİ ÖĞRENDİM*
Rabbim öğretti, inşallah amel etmeyi de nasip eder...
*FİRUZE*